Tabiat Tarihi Müzeleri

Müzelerin tarihi gelişimi içinde Tabiat Tarihi Müzelerinin önemli bir yeri vardır. Doğanın milyonlarca yıl öncesine dayanan karanlık yönleri, yapılan jeolojik, paleontolojik, paleoantropolojik ve prehistorik çalışma ve araştırmalarla aydınlanmaktadır. Bunun önemini kavramış olan Avrupa ülkelerindeki ilk Tabiat Tarihi Müzeleri’nin kuruluşu 16. yüzyıla kadar inmektedir. Böylesine değerli bulguları içeren bir Tabiat Tarihi Müzesi’nin 20. yüzyılda ülkemizde, hala kurulmamış olması belirgin bir eksiklik olmuştur.

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi bünyesinde yer alan Tabiat Tarihi Müzesi bu noktadaki eksikleri gidermek için İzmir’de yer alan özellikle öğrencilere hizmet vermektedir. Ege Üniversitesi Tabiat Tarihi müzesinde 4.5 yıllık evrenin ve üzerinde yaşayan tüm canlıların günümüze kadar geçirdiği evrimi bir zaman tünelinde izlemek mümkündür. Müzede, dinozor heykelinin dışında çeşitli canlılara ait fosiller, kayaç ve mineraller, kuşlar, zoolojik materyaller ve güncel hayvan iskeletleri farklı farklı galerilerde sergilenmektedir. Ayrıca ziyaretçilere bilgiler verilmekte, bilgisayar ortamında film ve slayt gösterimleri sunulmaktadır.

Tabiat Tarihi Müzesi, yerbilimlerinin tüm evrelerine ait her türdeki materyalin saklandığı, korunduğu, bunların içindeki en seçkin örneklerin uluslar arası standartlara uygun, bilimsel ve eğitsel şekilde sergilendiği bir müzedir. Müzede jeolojik, paleontolojik, fosil, mineral ve taş örnekleri sergilenmektedir.

Ordo (Takım): Proboscidea (Hortumlu memeliler)

Burun ve üst dudak birleşerek bir hortum meydana getirmiştir. Bu hortum, koku almada ve cisimleri kavramada kullanılır. Gözleri ve kulakları büyüktür. Kafatası kemiklerinde bulunan süngerimsi boşluklar, ağırlığı azaltmıştır. Üst kesici dişler uzamış ve geriye doğru kıvrılmıştır.

Familia (Aile): Elephantidae (Filler)

Günümüzün en büyük karasal hayvanlarıdır. Parmaklar küçülmüş ve tırnaklar kaybolmuştur. Ayak kemikleri içinde ilik bulunmaz. Vücutları, yağ ve ter bezi bakımından zengindir. Yeni doğanların vücudunda bulunan kıllar, yaşlı bireylerde yalnızca kuyruk ucunda ve gözlerin etrafında bulunur.

Afrika Fili ve Asya Fili

Asya Fili (Elephas maximus ) ve Afrika Fili (Loxodonta africana)

 

1Elephas maximus (Asya fili) 2Loxodonta africana (Afrika fili)

Asya Fili, Afrika Fili’nden daha ufaktır. Aramızdaki en belirgin fark, Asya Fili’nin kulaklarının daha küçük olmasıdır.

Gövdem çok iri, burnum hortum biçimindedir. Derim ise son derece kalın, kıllarım seyrek ve kabadır.

Ömrüm de uzundur. Doğada düşmanım az olduğu için 60-70 yıl yaşarım. Vahşi hayvanlar bana saldırmaya cesaret edemez ama Afrika’daki kuraklıklar beni hayatımdan bezdirir.

En  büyük düşmanım, dişlerimi almak için beni acımasızca vuran ve yaşadığım alanları tahrip eden insanlardır.

Dişlerim yüzünden yok olma tehlikesi altındayım.

NEREDE YAŞARIZ?

Yaşamak için özel bir yer aramam. Beni, Asya ve Afrika’nın sık ormanlarında ve açıklık bölgelerinde görebilirsiniz.

BESLENME

Otla  besleniriz. Su içmek için uzun hortumlarımızı kullanırız.Suyu hortumumuza çekip, ağzımıza boşaltırız.

AİLEM…

Bir fil ailesinde 6 ile 12 fil bulunur. Çevre koşulları ve sosyal duruma göre bu sayı 20’ye çıkabilir. Ailenin reisi yaşlı dişidir. Ailenin üyeleri genellikle reisin kızlarıdır.

Erkekler sürekli aileyle kalmaz, kendileri başka gruplar oluşturup gezerler. Aile içinde sorun çıkar veya kuraklık yüzünden aç kalma tehlikesiyle karşılaşırsak, birkaç gruba bölünürüz.

DAVRANIŞLARIM…

Sevincimizi, üzüntümüzü, korkumuzu, gözlerimizden ve hareketlerimizden anlayabilirsin. Ailemizden biri uzun bir aradan sonra geri döndüğünde sevinç gösterileri yaparız. Aileden birini kaybedersek üzülür, tören bile düzenleriz.

Ağlayan bir yavru görünce, hepimiz koşar ilgileniriz. Hafızamız kuvvetlidir. Ailemin yaşlıları, kuraklık zamanında nereye gidilip, nasıl su bulunacağını hiç unutmazlar.

YAVRULARIMIZ NASIL BÜYÜR?

Biz fillerin hamileliği zor geçer. Anneler yavrularını, dile kolay tam 22 ay, yani iki yıla yakın bir süre karınlarında taşırlar. Her seferinde bir yavru dünyaya getirirler.

Bir yavru doğduğunda yaklaşık 100 kilodur ve 1 metre boyundadır. Yavru, birkaç yıl boyunca annesinin dizinin  dibinden ayrılmaz. Bir yavru fil ancak 13-14 yaşına geldiğinde yetişkin olur ve eğer erkekse ailesinden ayrılır.

DUYULARIMIZ KUVVETLİ MİDİR?

Görme duyumuz çok kuvvetli değildir. İnsanlar kadar uzağı göremeyiz ama koku ve işitme duyularımız çok gelişmiştir.

Siz insanların duyamadığı düşük frekanslı sesleri duyarız ve bu seslerle haberleşiriz. Bu sayede kilometrelerce uzaklardaki kardeşlerimize bile tehlikeleri duyurabiliriz

Hortumumuz tek bir uzantı şeklinde olmasına karşın pek çok işleve sahiptir. Bir yandan hortumum ile tonlarca ağırlıkta bir ağacın gövdesini taşıyabilirken, öte yandan bir bezelye tanesini yerden alıp ağzıma atabilirim.  Ayrıca yıkanmak ya da su içmek için 4 litre suyu taşıyabilir veya bir fıskiye gibi püskürtebilirim.

MÜZEMİZDE SERGİLENEN FİLLER:

  • Elephas maxima asurus

(Maraş Fili olarak da anılmaktadır)

Pliyosen-Holosen (3 milyon-2000 yıl)

3

Hortumlu memeliler-Filler (Proboscidea), Geç Eosen’de (yaklaşık 40 milyon yıl önce) Afrika’dan başlayarak, Antartika ve Avusturalya dışında, hemen hemen dünyanın bütün doğal, yaşanabilir, karasal alanları ve iklimlerine yayılmışlardır. En tipik özellikleri burunlarıyla üst dudaklarının birleşmesinden oluşan güçlü hortumlarıdır. Otçul olarak beslenirler ve gıdaları çimenler, bambular, kökler, otlar ,yapraklar, taze fışkınlar ve bazı meyvelerdir. Günlük yiyeceklerinin ağırlığı 360 kilogram’a kadar ulaşabilir ve 70- 90 litre su tüketebilirler. Bu türün savunma dişlerinin uzunluğu 1.6 m’ye ulaşabilir. Saatte 15 km yol alabilirler ve koşma hızları 40 km’ye kadar çıkabilir.

Türkiye’deki fosillerine Amik Ovası, Hassa, İslahiye, Erzurum, Ankara ve Kahramanmaraş bulgu yerlerinde rastlanmıştır.

  • Gomphotherium angustidens

Orta- Üst Miyosen ( 17-10 Milyon yıl )

4

Hortumlu Memeliler’den Proboscidea takımının Gomphotheriidae ailesine dahil bir mastodontdur ( Tüylü Mamut ). 1973 yılında Paris Tabiat Tarihi Müzesi tarafından MTA Genel Müdürlüğü’ne armağan edilmiştir. Alçı kopyadır.

Gomphoterium’lar gaga biçiminde uzamış alt çeneye sahiptir ve üst savunma dişleri aşağıya doğru bükülmüştür.

Gomphotherium’lar yaklaşık olarak Hindistan Filleri büyüklüğündeydiler. Boyunları kısa, ön ve arka bacaklar uzundur. Çok gelişmiş güçlü hortumlara sahiptirler.

Gomphotherium angustidens, daha çok karışık ağaçlı

ormanları ve açık arazileri tercih ederek yaşamıştır. Ot, çalı, yaprak, taze fışkın, dallar ve bazı meyvelerle beslenir.

Türün fosil örnekleri Türkiye’de Alt-Orta Miyosen yaşlı olup, Bursa- Mustafakemalpaşa-Paşalar, Bursa-İnegöl-Çitli, Kütahya-Altıntaş- Karağaç, Muğla-Yerkesik-Çatalbağyaka bulgu yerlerindendir.

DİNOZORLAR

Onlarla ilgili çok şey okuduk, binlerce film çekildi, belgeseller yapıldı. Bazı örnekleri 12- 15 katlı bir apartman büyüklüğünde olan dinozorlardan bahsediyoruz.Tarih öncesinin efsane canlıları Dinozorlar, günümüzden 65 milyon yıl önce yok olmuşlardır. Bugüne kadar 700 farklı türü sınıflandırılmış olmasına karşın, bu gizemli hayvanların dünyasını tanıma konusunda henüz yolun çok başında bulunmaktayız.

Bilim dünyası dinozorlarla gerçek anlamda 19. yüzyılın ortalarında yaşayan İngiliz doğa bilimci Sir Richard Owen’ın çalışmaları ile ilgilenmeye başladı. Owen bu hayvanları, 1841 yılında, Yunanca “deinos” (korkunç), “saurus” (kertenkele) anlamına gelen iki sözcüğün birleşiminden oluşmuş Dinosauria (Dinozor) adıyla adlandırdı. Dinozorlar omurgalı hayvanlardan sürüngenler (Reptilia) sınıfına girerler. Yumurtlayarak nesillerini devam ettirirler.

Dinozorların cins adları, çoğunlukla özelliklerinden hareketle belirlenir. Çatal omur, üç boynuzlu yüz gibi. Bazı durumlarda da onları bulan kişi, bulundukları yer ya da üzerlerinde çalışan fosil bilimcinin adını alırlar.

Hayvanlar vücutları çok ısınır veya çok soğursa yaşamlarını sürdüremezler. Dinozorların vücut sıcaklıkları hava sıcaklığına bağlı olarak değişiyordu. Soğuk havalarda vücutları da soğuyordu.

Bazı dinozorlar o kadar büyüktü ki, vücutlarının soğuması çok uzun zaman alıyordu.Yani gövdelerinin büyüklüğü sıcak kalmalarına yardımcı oluyordu.

5

DİNOZORLARIN TÜRLERİ :

 Dinozorlar, kalça yapılarına göre iki grup altında incelenirler:

Birinci  gruptakilerin kalça yapısı kuşlarınkine (Ornithischia),

İkinci gruptakilerin kalça yapısı kertenkelelerinkine (Saurischia) benzemektedir.

67

Saurischia’lar ise Theropoda ve Sauropoda diye iki alt takıma ayrılır.

Therapoda’lar etçil olup ilk dinozor grubudur. İki ayak üzerinde yürürler. Bunların boyları 25cm. ile 10m. arasında değişir. En çok tanınanları Allosaurus olup, 140 milyon yıl önce Kuzey Amerika’da yaşamıştır. Müzemizde gerçeğiyle aynı ölçülerde yapılmış bir alçı kopyası ve maketi bulunmaktadır.

Allosaurus; Reptilia (sürüngenler) sınıfı, Saurischia takımının, Therapoda alttakımına ait Allosauridae ailesinin bir cinsidir. Bu alt takım üyeleri iki ayak üzerinde yürüyüp,  etle beslenmişlerdir.

8

Allosaurus 12 metre uzunluğunda yaklaşık 3 ton ağırlığında bir hayvan olup, ot yiyici dev boyutlu Sauropodlara saldıracak kadar da güçlüdür. Kafası vücuduna oranla büyüktür. Çenesi, uzun ve derin, 5-10 cm. uzunluğundaki dişleriyse geniş ve keskindir. Allosaurus kuş benzeri üç tane ayak parmağına sahiptir ve baş parmak geriye dönerek birçok kuşta olduğu gibi destek görevini üstlenmiştir. Ön üyeler kısa ve sağlamdır, pençe biçimli üç parmak ayrılmıştır ve beslenme fonksiyonunda kullanılmak için uygundur. Fakat vücudu desteklemek için elverişli bir yapıya sahip değildir.

9

Diğer alt takım da Sauropoda’lardır. Bunlar Theropoda’lardan daha sonra ortaya çıkmışlardır. Dört ayak üzerinde yürürler, otçul ve etçil formları vardır. 30 metre uzunluğa ulaşanları bulunmuştur. Bunlar dinozorların en iri temsilcileridir. Bu alt takıma ait örneklerden Diplodocus, Kuzey Amerika’da 140 milyon yıl önce yaşamıştır. Bunlar 24 metre uzunluğunda olup 10 ton ağırlığa sahiptir. Otçul bir kertenkeledir.

10

Dinozorlara ait bir diğer takım ise Ornitischia’lardır. Bunlar da, Ornithopoda, Stegosauria ve Ceratopsia alt takımlarına ayrılmaktadır.

Ornithopoda alt takımı üyeleri otçul olup iki ve dört ayağa sahiptirler.

Stegosauria üyeleri de karasal yaşama uyum sağlamıştır. Stegosaurus’a ait bir kopya örnek de müzemizde bulunmaktadır. Bunlar 150 milyon yıl önce Kuzey Amerika, Afrika ve Avrupa’da yaşamışlardır. Boyları 4.5 metre, yükseklikleri ise 2.5 metredir.

1112

Ceratopsia’lar da kara hayatına uymuştur. Dört ayaklıdırlar. En önemli örnek Triceratops’tur. Bu cinsin temsilcileri 110 milyon yıl önce Kuzey Amerika’da yaşamıştır. Boyları 6 metre kadardı. Otçul idiler.

NASIL BESLENİYORLARDI?

Dinozorların beslenme biçimleri çoğunlukla etçil ya da otçuldur. Ancak az rastlansa da bazı dinozorlar hem et, hem otla beslenebiliyor yani hepçillerdir. Dinozorların neyle beslendikleri çene ve diş yapıları incelenerek belirlenmektedir. Etçil dinozorlar, yumurtalarla, o dönemde yaşayan kertenkele, kaplumbağa ve ilkel memelilerle beslenerek yaşamlarını sürdürüyorlardı. Başka dinozorları avlayanlar ve leş yiyenler de vardı. Otçul dinozorlar ise, iğne yapraklı ağaçların yapraklarını, eğrelti, yosun  ve atkuyruğu otlarıyla ginko yapraklarını yerlerdi.

NE ZAMAN YAŞADILAR? 

Bundan 230-250 milyon yıl önce Triyas Devri’nde yeryüzü henüz tek bir dev kıta görünümündedir. “Pangea” adı verilen bu kıtayı, yine tek ve dev bir okyanus olan Panthalassa çevrelemektedir. Ana kıta henüz dev bir çöl yapısındadır. Sadece okyanus kıyılarında tropikal ormanlar yer almaktadır. İklim sıcak ve kuraktır. Kutup bölgelerinde buzullar henüz oluşmamıştır. O zamanlarda, daha sonra devrin tüm kıtalarını istila edecek olan dinozorlar evrimlerinin henüz başlangıç aşamasında bulunmaktadır.

Yaklaşık 230 milyon yıl önce, ilk dinozorlar henüz ne çok iri ne de çok çeşitli idiler. Fakat kısa zamanda yeni yaşam şekillerine uyabilmek için farklılaşmaya başladılar. Bazıları ataları gibi etobur kalırken diğerleri otobur hale geldiler.

Trias Devri sonunda yani 215 milyon yıl önce Amerika’dan Çin’e; Afrika’dan Avrupa’ya kadar hemen hemen her yerde dinozor fosillerine rastlanmaktadır.

Günümüzden 150 milyon yıl önce dinozorlar yerküre üzerindeki en geniş hayvan topluluğuydu.

NASIL VE NE ZAMAN YOK OLDULAR?

Milyonlarca yıl dünyaya hükmeden bu yaratıkların da bir sonu vardı. Günümüzden 80 ila 65 milyon yıl önce çok kısa bir sürede soyları tükendi. Bu dönemde beklenmedik bir olay canlıların bütün tarihini alt üst etti. Dinozorlar ve onlarla birlikte diğer birçok canlı varlık, deniz ve kara hayvanları, mikroskobik veya devasa yaratıklar sonsuza kadar yok oldular. Dinozorların neden yok olduğu sorusunun yanıtı yıllarca araştırıldı. Büyük bir olasılıkla, bu sorunun yanıtı hiçbir zaman tam olarak verilemeyecek.

65 milyon yıl önce Kretase Devri’nin sonlarında, milyonlarca yıl süren çevre koşulları değişmeye başlamıştır. Bataklıkların kuruması iklimde ve bitki örtüsünde önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Dinozorların bu yeni ortama kendilerini uyduramamış olmaları en mantıklı teoridir.

Bunun yanında bazı bilim adamlarına göre, salgın hastalıklar, bazılarına göre dinozor yumurtaları ile beslenen ilkel memeliler veya bir Astroid’in dünyaya çarpması da öne sürülen teorilerden bazılarıdır.

Dinozorlar hakkındaki yeni buluntular hayal gücümüzü zorlamaya devam ediyor. Yok olmuş bir yaşam hepimizin ilgisini çekiyor. Dinozorların gizemli dünyasında keşfedilmeyi bekleyen çok soru var. Araştırmalar büyük bir hızla sürmektedir.

ANKARA MTA TABİAT TARİHİ MÜZESİ

Türkiye Cumhuriyeti’nin yaratıcısı Atatürk’ün emriyle 1935 yılında kurulan MTA Genel Müdürlüğü bünyesindeki Tabiat Tarihi Müzesi, 7 Şubat 1968 tarihinde bilim dünyası ve halkın hizmetine açılmıştır.

MTA Genel Müdürlüğü’nün kuruluşundan bugüne kadar yapılmakta olan jeolojik, mineralojik, paleontolojik, araştırma ve çalışmaların yanı sıra, fakültelerimizin yerbilimleri ile ilgili bölümlerinin yapmış / yapmakta olduğu bilimsel ve teknik araştırmalar sonucu toplanan materyallerden 10.000 adedi teşhirde sergilenmekte ve 75.000 adedi depolarımızda muhafaza edilmektedir. Bu haliyle MTA Tabiat Tarihi Müzesi, yerbilimlerinin tüm evrelerine ait her türdeki materyalin saklandığı, korunduğu, bunların içindeki en seçkin örneklerin uluslar arası standartlara uygun, bilimsel ve eğitsel şekilde sergilendiği bir müzedir.

MTA Genel Müdürlük binası içinde 4000 m² lik bir alanda yer alan Tabiat Tarihi Müzesi 3 kata yerleştirilmiş 5 bölümden oluşmaktadır.

Giriş katı tümüyle paleontolojiye ayrılmış olup bu katta yaklaşık 6400 fosil materyali sistematik bir şekilde sergilenmektedir. Bu bölümde ABD’den satın alınmış olan etobur bir dinazorun (allasaurus) fosil iskelet mulajı, Fransa Tabiat Tarihi Müzesi tarafından müzeye armağan edilen ve 15 milyon yıl önce Fransa’da yaşamış fillerin atalarından birine (trilophodon angustidens) ait mulaj kalıbın yanı sıra Kahramanmaraş / Gavur Gölü bataklığında bulunan ve M.Ö. 1000. yılın ikinci yarısında yaşamış olan Maraş filinin (elephas indicus) orijinal iskelet montesi bulunmaktadır.

Yine bu bölümde, Ankara-Köserelik civarında 193 milyon yıl önce yaşamış olan (lytoceras) dev bir mürekkep balığı (1.5 m. çapında) fosili, Adana-Karataş sahilinde bulunmuş olan bir cüce balinanın (balaenopteraacutoros) çene kemiği iskeletinin yanı sıra, bundan yaklaşık 25.000 yıl önce Batı Anadolu’da yaşamış insanların (Manisa-Salihli-Köprübaşı) fosil ayak izleri (bunlar dünyada bu güne kadar bulunan ve korunan en iyi ayak izlerindendir) yer almaktadır.

Ankara / Kızılcahamam-Güvem bölgesindeki diatomitler içinde bulunan ve yaklaşık 13-15 milyon yıl yaşlı kurbağa, balık, karınca, bitki gibi zengin fauna-flora örneklerini içeren fosillerle birlikte, mercanlar, süngerler, yumuşakçalar, yassısolungaçlılar vb. omurgasız canlı fosilleri de bu katta bulunmaktadır.

Müzenin birinci katı mineralojik- petrografik örneklere ayrılmıştır ve 3300’den fazla örnek uluslararası standartlara uygun bir şekilde sistematik olarak sergilenmektedir. 1972 yılında Aya giden bir Amerikalı jeolog-astronot tarafından getirilen aytaşı ile en büyüğü 1989 yılında Sivas / Yıldızeli-Şeyh Halil köyüne düşmüş olan irili-ufaklı göktaşlarının yanı sıra ülkemizdeki kıymetli, yarı kıymetli taşlardan örnekler Türkiye’nin zengin mermer örnekleri, son derece ilginç doğa olaylarından olan karstlaşmaya ait örnekler (Pamukkale travertenleri, sarkıt ve dikitler) bu katta bulunmaktadır.

Madenciliğin beşiği olan ülkemize ait örneklerin yer aldığı Türkiye Madencilik Tarihi bölümde ise yaklaşık 200 adet materyal sergilenmektedir.

Müzenin en alt katı, Türkiye’de yaşamış / yaşamakta olan hayvan ve bitki örneklerinin (fauna-flora) sergilendiği kısımdır. Bu katta yer alan 100’e yakın örnek, soyları tükenmekte olan veya tükenen bitki ve hayvan türlerinden seçilmiş olup doğal ortamlarına uygun bir şekilde sergilenmektedir.

Müzenin bir diğer sergi bölümündeyse MTA Genel Müdürlüğü’ nün kuruluşundan bu yana yapılan arazi laboratuvar çalışmalarında kullanılan araç, gereç ve malzemeler sergilenmektedir.

Yılda yaklaşık 40-50.000 kişi tarafından gezilmekte olan Tabiat Tarihi Müzesi; tanıtım broşürleri, kitapçıklar vb. basarak yerbilimlerinin bütün disiplinleriyle ilgili konferans-film-slayt gösterileri düzenleyerek ilk-orta öğretim kurumları ve üniversitelere materyal (fosil, kayaç vb) temin ederek eğitime bilimsel olarak katkı sağlamaktadır.

MTA Tabiat Tarihi Müzesi, çeşitli üniversitelerin küçük çaptaki müzelerini saymazsak, Türkiye’nin ilk ve tek “Tabiat Tarihi Müzesi” olması görevini, temeli 5.8.1998 tarihinde atılmış ve MTA Genel Müdürlüğü kampusu içinde 10.000 m² lik bir alanda kurulmakta olan yeni binasında da sürdürecektir.

EGE ÜNİVERSİTESİ FEN FAKÜLTESİ TABİAT TARİHİ MÜZESİ İLE İLGİLİ OLARAK BASINDA ÇIKAN HABERLER

Dünyadaki bütün leopar türleri arasında en irisi sayılan Anadolu parsı son olarak 1974’te Ankara Beypazarı’nda görüldü. Bir kadını yaraladıktan sonra kaçan 100 kiloluk pars, peşine düşen köylüler tarafından vurularak öldürüldü. Anadolu’nun en büyük kedisinden artık geriye birkaç fotoğraf ve kürk dışında hiçbir şey kalmadı ama birçok kişi neslinin hálá tükenmediğini düşünüyor.

Orman Bakanlığı mühendisleri köylülerden gelen ihbarlara göre tarama yapmaya başladı. Doğal Hayatı Koruma Vakfı dört yıldır leoparın peşinde. Merkez Av Komisyonu ilk kez bu yıl, av yasağı getirdi ve vurana 30 milyar lira para cezası koydu. Ama pars yakayı ele vermiyor. Ya gerçekten sonsuza kadar yok oldu ya da herkesle fena dalga geçiyor.

17 Ocak 1974’te radyodan ajans dinleyenlerin kafası, Kıbrıs meselesi kadar bir başka olayla daha meşguldü: O gün, Ankara’ya 5 kilometre uzaklıktaki Beypazarı’nda, Havva Köksal adlı bir köylü, kaplan saldırına uğramış, saldırı sırasında iki yerden kolu kırılmıştı. Gerçi saldırgan, köylüler tarafından takip edilip haklanmıştı ama, asıl merak edilen bu yeşil gözlü 100 kiloluk dev kedinin nereden geldiğiydi? Bu işin içinde de bir Rum parmağı var mıydı, yoksa hayvanat bahçesinden mi kaçmıştı?

30 yıl sonra bugün, Beypazarı’nda vurulan o kaplanın kaplan değil, bir leopar (pars) olduğunu biliyoruz. Adı panthera pardus tulliana, namı diğer Anadolu parsı. Hiçbir yerden gelmedi, milyonlarca yıldır burada yaşıyor ya da yaşıyordu. Ve 74’teki bu olay onun son görünüşü oldu.

O ŞİMDİ SMS MESAJI

Sonraları 80’lerde, leopar desenli kıyafet, mayo ve kürkleriyle Harika Avcı da ortaya çıktı ama zoologlar onu bilimsel manada ‘Anadolu leoparı’ olarak kabul etmiyor. Gerçek Anadolu parsına bugün sadece Ankaraspor’un ambleminde ve Turkcell’in 60 kontör karşılığında telefonunuza yolladığı siyah-beyaz resimde rastlıyorsunuz. Bu hayvanlara ait kürkler ise İzmir Eşrefpaşa Avcılar Kulübü (1), Ege Üniversitesi Doğa Tarihi Müzesi (2), Diyarbakır Ana Jet Üssü (1) ile Ankara Hacı Bektaşi Veli Dergahı’nda (2) bulunuyor. Dergahta 12 imamı temsil eden postlardan iki tanesi pars kürkü.
Anadolu leoparının soyunun kazınmasında en büyük pay avcılık kanununda. 1937 yılında yürürlüğe giren yasanın 2. maddesi ile pars ‘her vakit avlanabilen’ hayvanlar arasına alındı. Yaşam alanları hızla yok olan Anadolu leoparı böylece devletin de resmi hedefi haline gelmiş oluyordu. Kıyım o hale geldi ki, İzmirli ünlü avcı Mantolu Hasan (Hasan Bele) 1950’li yıllarda tek başına 15 pars vurdu.
67 YIL SONRA GELEN KARAR
Ancak devlet, bu yanlış karardan tam 67 yıl sonra döndü, Anadolu parsına itibarını iade etti. Çevre ve Orman Bakanlığı MAK (Merkez Av Komisyonu) kararları doğrultusunda Anadolu leoparını vuranlara ilk kez 30 milyar lira para cezası koydu. Üstelik bu, bakanlığın listesindeki en büyük ceza. Yani, 2004-2005 av sezonunda Anadolu parsı artık göğsünü gere gere, vurulma-avlanma tehlikesi olmadan özgürce dolaşabilir!
Akılları soyu tükendikten sonra mı başlarına gelmiş diye hemen kızmamak gerek. Çünkü hálá bir umut var. Zaten bakanlığı harekete geçiren de bu umut: Anadolu’nun birçok bölgesinden Anadolu parsının hálá yaşıyor olabileceğine dair haberler geliyor.
Bakanlık uzmanları gelen ihbarlar doğrultusunda nokta taramaları yapıyor. Doğal Hayatı Koruma Vakfı da 4 yıldır leoparın peşinde. Amaç tek bir kare canlı fotoğrafını çekebilmek. Ama leoparı öyle küstürdük ki, şimdi o tek kare için 20 bin dolar yüzgörümlüğü gerekiyor.
Anadolu parsı hálá yaşıyorsa bile sayısı en fazla 20 civarında. Dikkatler şimdilik Doğu Akdeniz-GAP bölgesinde yoğunlaşıyor ama Karadeniz’den Ege’ye kadar bütün sarp ormanlık alanlar onun hanedanlığı. Olmaz olmaz demeyin, siz yine de dikkatli olun, burası Anadolu: Daş ta düşebülü, pars da çıkabülü.

Ege Üniv.Tabiat Tarihi Müzesi Müd. Prof. Tanju Kaya

EN İYİ ÖRNEKLERİ BİZDE

Anadolu parsının en iyi korunmuş örnekleri doldurulmuş olarak bizim müzemizde. Bunlardan elimizde iki tane var, 50 yıl önce Selçuk’ta öldürülmüşler. Doğaseverlere ve öğrencilerimize bu hayvanı gösterip, tanıtmaya çalışıyoruz. Bilim dünyasının ‘panthera pandus tulliana’ olarak tanıdığı bu yırtıcı hayvan Anadolu canlı yaşamı içinde önemli bir yere sahip. Neolitik çağdan bu yana, çok eski kil tabletlerde bile ayrıntılı olarak anlatıldığını görüyoruz. Bir sansasyon yaratmak istemem ama bilim çevrelerinde bu hayvandan geriye kalan 10-15 bireylik küçük bir popülasyonun Anadolu’da hálá yaşadığına dair güçlü bir inanış var.

Tabiat Tarihi Müzesi Dinozor İskeletine kavuştu   25.03.2003

Türkiye’de Akademik çalışmaların yapıldığı tek müze olma özelliğini taşıyan Ege Üniversitesi Tabiat Tarihi Müzesi, bir dinozor türü olan Treks’in iskelet örneğine kavuştu. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan ve bir yılda tamamlanan Treks heykeli, törenle Ege Üniversitesi Tabiat Tarihi Müzesi’ndeki yerine yerleştirilerek ziyarete açıldı.

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi bünyesindeki Tabiat tarihi Müzesi’nde gerçekleştirilen törene İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ülkü Bayındır, Tabiat Tarihi Müzesi Müdürü Prof. Dr. Tanju Kaya, Büyükşehir Belediyesi bürokratları ile üniversite öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.

Orijinal bir örneğinin bulunduğu Frankfurt Tabiat Tarihi Müzesi’nden alınan detay ölçeği ve doku çalışmaları konusunda yapılan incelemeler ve birçok müze ve kaynaktan elde edilen ayrıntılı bilgilerle Alsancak’taki tarihi Gaz Fabrikası’nda oluşturulan atölyede yapılan bir dinozor türü olan Treks’in birebir iskelet modeli, müzedeki yerini aldı.

TABİAT TARİHİ MÜZESİ İÇİN YER ARANIYOR

Düzenlenen törende konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina, müzenin hakettiği ziyaretçi sayısına ulaşamadığını vurguladı. Başkan Piriştina, “Tabiat Tarihi Müzesi çok değerli bir müze. Ancak içindeki zenginliğin hakettiği ziyaretçi sayısına ulaşamıyor.

Daha çok ziyaretçiye ulaşabilmek için müzeyi daha merkezi bir yere taşımak ve varsa eksiklerini tamamlamak konusunda üzerimize düşeni yapacağız.

Kültürpark’taki yeni düzenleme kapsamında yeni bir yapılaşma öngörülmediği ve müzenin de yapılaşmaya ihtiyacı olduğu için oraya taşıyamadık. Ancak yer arayışımız devam ediyor” dedi.

Dinozor iskeletinin dışarıda yaptırılması durumunda 3 kat fazla masraf çıkartacağını belirten Başkan Piriştina, “Biz bu iskeleti kendi arkadaşlarımıza yaptırdık. Heykeltraş arkadaşlarımız zor çalışma koşulları altında 24 saat büyük bir özveri ile çalıştı” diye konuştu.
Tabiat Tarihi Müzesi’nin Türkiye’de akademik çalışmaların yapıldığı tek müze olduğuna dikkat çeken Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ülkü Bayındır ise, “Katıldığım yüzlerce kongrede yabancı ülkelerde misafirlerin bu tür tabiat müzelerinde ağırlandığını gördüm.
Dinozor iskeletine sahip olmayan bir Tabiat Tarihi Müzesi, tam bir müze değildir.
Yurt dışında bir dinozor iskeleti yaptırmak istedik ancak 3 trilyon lira masraf çıktı. Büyükşehir Belediyesi dinozor iskeletinin birebir benzerini kendi heykeltraşlarına yaptırdı. Türkiye’de bulunmuş tüm dinozorların kemikleri toplanarak örnek oluşturduk” dedi.

150 MİLYON YIL ÖNCE YAŞADI

Tabiat Tarihi Müzesi Müdürü Prof. Dr. Tanju Kaya da desteğinden ötürü Büyük şehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina’ya teşekkür etti, “Dınozor iskeleti, tüm dünyadaki Tabiat Tarihi Müzeleri’nin olmazsa olmazlarındandır” dedi.

Prof. Kaya, dinozorların 150 milyon yıl boyunca tüm dünyada yaşadıklarını ve 65 milyon yıl önce bir meteor çarpması ve onu tetikleyen bir volkanizma sonucu ortadan kalktıklarını söyledi.

Dinozorların, tüm bilim adamları ile çocukların İlgisini çektiğini ifade eden Prof. Kaya, “Müzemizdeki bu eksikliği Jurassic Park filminin en görkemli dinozoru olan Tyrannosaurus rex kısaca T.rex (kral dinozor) iskeletini oluşturmak için (bir dinozor kemiği de siz alın) sloganı ile bir kampanya başlatmıştık.  Bu kampanyaya en büyük desteği İzmir Büyükşehir Belediyesi yaptı ve iskeletin yapımını üstlenerek müzemize kazandırdı” diye konuştu. Heykeltraşlar Fulden Bak ve Bülent Bayrak tarafından çelik konstrüksiyon üzerine polyesterden yapılan Treks iskeleti 4.5 metre yüksekliğinde ve 12 metre uzunluğunda. Törenin ardından Ege Üniversitesi Rektörü Ülkü Bayındır, Başkan Ahmet Piriştina’ya plaket verdi.

Japon akademisyenler Ege Üniversitesi’ni ziyaret etti

Japonya’nın Kumamoto Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tatsuro Sakımato ve aynı üniversitenin Uluslararası İlişkiler Direktörü Prof. Dr. Shinichi Kikuchi, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ülkü Bayındır’ı ziyaret etti.

Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi ile Fen Fakültesi Tabiat Tarihi Müzesi’ni gezen Japon akademisyenler, Müze Müdürü Prof. Dr. Tanju Kaya’dan bilgi aldı. Müzeyi çok ilginç bulan KÜ Rektörü Prof. Dr. Tatsuro Sakımato ve Shinichi Kikuchi, müzenin konuk imza defterine duygu ve düşüncelerini belirterek, Ege Üniversitesi’ni çok beğendiklerini ifade etti. Prof. Dr. Tatsuro, “Bu üniversitede öğrenci olarak ben de okumak isterdim” dedi. Daha sonra Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ülkü Bayındır, Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Türksever, Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Semih Ötleş, Prof. Dr. Nalan Kabay, Fen Fakültesi eski Dekanı Prof. Dr. İsmail Türkan ile birlikte Ege Üniversitesi Lokali’nde bir araya gelen Japon heyet, Rektör Prof. Dr. Bayındır’dan üniversite hakkında bilgi aldı.

İki üniversite arasında 2005 yılında öğrenci değişimi amacıyla işbirliği protokolü imzalandığını açıklayan Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Semih Ötleş, Japon rektör ve rektör yardımcısının bu program kapsamında üniversiteyi ziyaret ettiğini belirtti. EÜ’den değişim programıyla 11 öğrencinin söz konusu üniversiteye gittiğini söyleyen Prof. Dr. Ötleş, “Önümüzdeki yaz ayında Kumamoto Üniversitesi’nden 2 öğrenci de EÜ’ye eğitim amaçlı gelecek” dedi.

Tabiat Tarihi Müzesi

İzmir’de bulunan ‘Tabiat Tarihi Müzesi’ni 10 bin kişinin ziyaret ettiğini bildirildi. Ege Üniversitesi Tabiat Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tanju Kaya tarafından yapılan açıklamada müzenin özellikle Paleontoloji Galerisi’nin büyük ilgi çektiği belirtildi. Galeride, Kula’da bir volkan patlamasından kaçan 10 bin yıl öncesine ait bir insanın ayak izini taşıyan örnek, Kahramanmaraş‘ta bataklık içinde bulunmuş 2 bin yıllık fil iskeleti, Ceyhan nehri deltasında bulunmuş balina iskeleti ile çift başlı yılan, kuşların atasal formları, nesli tükenmekte olan panterler, İzmir Kuş Cenneti’nin flamingo ve pelikanlarının doldurulmuş örnekleri yer alıyor. 1973’te kurulan müze, 1991’de ‘Tabiat Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi’ haline getirildİ.




 Bu yazıya ulaştıran aramalar : bilişsel öğrenme kavramıdonanım kavram haritasıege üniversitesi tabiat tarihi uygulama ve araştırma merkezikavram ağı doğa ve oaylarıtürkiyedeki doğal tarih müzelerikavram ağı edebiyatkanun süreci kavram haritası vetogelişim ilkelerierzurum iri memeli escortlardoğa tarihi müzeleri ile ilgili yapılan çalışmalar

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yanda verilen HTML etiketleri ve öznitelikleri kullanabilirsiniz.: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>
*
*